İnsan zihni, yaşam boyunca karşılaşılan deneyimleri anlamlandırarak ve geçmiş yaşantılarla ilişkilendirerek işlemeye devam eder. Yaşanan birçok olay zaman içerisinde etkisini kaybederken bazı deneyimler kişinin duygu, düşünce ve davranışları üzerinde uzun süreli etkiler bırakabilir.
Aradan yıllar geçmesine rağmen belirli durumlarda yoğun kaygı hissetmek, benzer ilişki örüntülerini tekrar etmek, bazı ortamlardan kaçınmak ya da nedeni tam olarak anlaşılamayan duygusal tepkiler vermek geçmişte yaşanan zorlayıcı deneyimlerle ilişkili olabilir.
Psikolojik travma terapisi, yalnızca geçmişte yaşanan bir olayı hatırlamaya veya anlatmaya dayanan bir psikoterapi süreci değildir. Terapi sürecinde kişinin geçmiş deneyimlerinin bugünkü yaşamını nasıl etkilediğinin anlaşılması, travmatik yaşantılarla bağlantılı duygu ve düşüncelerin değerlendirilmesi ve kişinin işlevselliğini zorlaştıran psikolojik örüntülerin ele alınması amaçlanır.
Travmanın etkileri kişiden kişiye değişebildiği için travma terapisi kişiye özgü biçimde planlanmalıdır. Yaşanan olayın niteliği kadar kişinin gelişimsel geçmişi, ilişkileri, baş etme yöntemleri ve mevcut yaşam koşulları da terapi sürecinin değerlendirilmesinde önem taşır.
Psikolojik travma terapisi, geçmişte yaşanan zorlayıcı deneyimlerin kişinin bugünkü duygusal ve psikolojik yaşamındaki etkilerini anlamaya ve işlemlemeye yönelik psikoterapi çalışmalarını ifade eder.
Travmatik deneyimin kendisi geçmişte kalmış olsa da olay sırasında yaşanan;
Korku
Çaresizlik
Utanç
Suçluluk
Değersizlik
Güvensizlik
gibi duygular kişinin bugünkü yaşamında farklı biçimlerde ortaya çıkabilir.
Bazı kişiler yaşanan olayı ayrıntılarıyla hatırlarken bazı kişiler geçmiş deneyimlerini net biçimde hatırlamayabilir. Buna rağmen belirli olaylar, kişiler, sesler, davranışlar veya ilişki biçimleri yoğun duygusal tepkileri harekete geçirebilir.
Travma terapisinde yalnızca “Ne yaşandı?” sorusuna odaklanılmaz. Bunun yanında;
Kişinin yaşadığı deneyimi nasıl anlamlandırdığı,
Olay sonrasında kendisi hakkında hangi düşünceleri geliştirdiği,
Diğer insanlara yönelik algısının nasıl şekillendiği,
Yaşanan deneyimin bugünkü ilişkilerinde nasıl tekrarlandığı,
Geçmişte gelişen baş etme yöntemlerinin bugün ne ölçüde işlevsel olduğu
değerlendirilebilir.
Örneğin çocukluk döneminde sürekli eleştirilen bir birey, yetişkinlik yaşamında eleştirilme karşısında yoğun hassasiyet gösterebilir. Geçmişte terk edilme deneyimi yaşayan bir kişi yakın ilişkilerinde kaybetme ve terk edilme korkusu yaşayabilir.
Şiddet veya istismar deneyimi bulunan bir birey ise güvenli bir ortamda bulunmasına rağmen çevresindeki insanlara karşı sürekli tetikte hissedebilir.
Bu tepkiler her zaman bilinçli biçimde geçmiş yaşantılarla ilişkilendirilemeyebilir. Psikolojik travma terapisi, geçmiş deneyimlerle bugünkü duygu ve davranışlar arasındaki bağlantının anlaşılmasına yardımcı olan bir süreçtir.

İnsan zihni geçmiş deneyimlerden yararlanarak gelecekte karşılaşabileceği durumları değerlendirmeye çalışır. Özellikle yoğun korku, çaresizlik veya tehdit hissiyle yaşanan deneyimler kişinin sonraki yaşamında tehlikeyi algılama biçimini etkileyebilir.
Geçmişte yaşanan zorlayıcı bir olayın ardından kişi benzer durumlara karşı daha hassas hale gelebilir. Yaşanan olay tekrar gerçekleşmese bile zihinsel ve duygusal sistem benzer bir tehlikenin ortaya çıkabileceği düşüncesiyle hareket edebilir.
Travmatik deneyimlerin etkileri bazı kişilerde doğrudan, bazı kişilerde ise daha dolaylı biçimde görülebilir.
Travma sonrasında görülebilen psikolojik ve davranışsal tepkiler arasında şunlar yer alabilir:
Sürekli tetikte olma hali
Ani seslere veya beklenmedik olaylara yoğun tepki verme
Belirli kişi, ortam veya durumlardan kaçınma
İnsanlara güvenmekte zorlanma
Yakın ilişkilerde terk edilmekten korkma
Duygusal yakınlık kurulduğunda geri çekilme
Yoğun kontrol ihtiyacı
Tekrarlayan ilişki problemleri
Kendini değersiz veya yetersiz görme
Yoğun öfke tepkileri
Duyguları ifade etmekte zorlanma
Travmanın etkisi yalnızca kişinin geçmişi hatırladığı anlarda ortaya çıkmaz. Bazen kişinin yaşam tercihleri, ilişki biçimleri ve kendisine yönelik düşünceleri de geçmiş deneyimlerin etkisi altında şekillenebilir.
Travma terapisine başvurmak için kişinin mutlaka büyük bir afet, kaza veya saldırı yaşamış olması gerekmez. Travmatik yaşantıların psikolojik etkileri kişisel deneyimlere ve kişinin yaşanan olayı algılama biçimine göre farklılık gösterebilir.
Travma terapisi kapsamında ele alınabilecek zorlayıcı yaşam deneyimleri arasında;
Çocukluk döneminde yaşanan duygusal veya fiziksel ihmal,
Fiziksel, duygusal veya cinsel istismar,
Aile içi şiddet,
Sürekli eleştirilme veya aşağılanma,
Akran zorbalığı,
Ani kayıplar,
Trafik kazaları,
Doğal afetler,
Fiziksel saldırı,
Taciz,
Cinsel travmalar,
Aldatılma,
Yoğun terk edilme deneyimleri,
Uzun süreli güvensiz ilişkiler
yer alabilir.
Kişi yaşadığı olayın üzerinden uzun zaman geçmiş olmasına rağmen bazı psikolojik etkilerin devam ettiğini fark edebilir.
Bu etkiler;
Belirli anıların istemsiz biçimde zihne gelmesi,
Tekrarlayan kabuslar,
Sürekli tetikte olma,
Yoğun kaygı,
Öfke patlamaları,
Duygusal hissizlik,
İnsanlara güvenmekte zorlanma,
Yakın ilişkilerden kaçınma,
Belirli olay veya ortamlardan uzak durma,
Travmatik olayı hatırlatan durumlarda yoğun duygusal tepki verme
şeklinde ortaya çıkabilir.
Kişinin geçmişte yaşadığı olaylar bugünkü ilişkilerini, çalışma yaşamını veya yaşam kalitesini belirgin biçimde etkiliyorsa, psikoterapi sürecinde bu deneyimlerin değerlendirilmesi yararlı olabilir.
Psikolojik travma terapisiyle ilgili yaygın düşüncelerden biri, terapinin geçmişte yaşanan olayları tamamen unutturacağı yönündedir. Ancak psikoterapinin amacı kişinin hafızasından bir olayı silmek değildir.
Geçmişte yaşanan bir olay kişinin yaşam öyküsünün parçasıdır. Travma terapisinde üzerinde çalışılan temel konu, olayın hatırlanmasından çok hatırlandığında ortaya çıkan yoğun psikolojik etkinin ele alınmasıdır.
Kişi bazı travmatik anıları düşündüğünde olay yıllar önce yaşanmış olmasına rağmen;
Yoğun korku,
Utanç,
Suçluluk,
Çaresizlik,
Bedensel gerginlik
hissedebilir.
Bazı durumlarda kişi olay yeniden yaşanıyormuş gibi hissedebilir.
Travma terapisinin amacı geçmişi değiştirmek değil, geçmişte yaşanan deneyimin bugünkü yaşam üzerindeki belirleyici etkisinin azalmasına yardımcı olmaktır.

Travma terapisi her danışanda aynı şekilde ilerleyen standart bir süreç değildir. Terapinin planlanmasında kişinin yaşadığı travmatik deneyimler, mevcut psikolojik belirtileri, yaşam koşulları ve terapiye başvurma nedenleri değerlendirilir.
İlk görüşmelerde kişinin mevcut sorunlarının anlaşılması önemlidir.
Bu süreçte;
Kişinin terapiye başvurma nedeni,
Bugün yaşadığı psikolojik sorunlar,
Geçmişte yaşanan zorlayıcı deneyimler,
Tekrarlayan ilişki örüntüleri,
Kaygı ve öfke tepkileri,
Kaçınma davranışları
değerlendirilebilir.
Amaç kişinin yaşadığı problemleri yalnızca belirtiler üzerinden değil, yaşam öyküsü ve psikolojik dinamikleriyle birlikte anlamaktır.
Travmatik anılar üzerinde çalışmaya başlamadan önce kişinin duygusal tepkilerini fark edebilmesi ve zorlayıcı duygularla baş etme kapasitesi dikkate alınır.
Bazı danışanlarda travmatik deneyimlerin doğrudan ele alınması uygun olabilirken bazı kişilerde terapi sürecinin ilk aşamasında;
Duyguları fark etme,
Duygusal yoğunluğu düzenleme,
Bedensel tepkileri tanıma,
Tetikleyicileri fark etme,
Psikolojik güvenlik hissini destekleme
üzerinde çalışılabilir.
Bu nedenle travma terapisinin ilerleme hızı kişiye göre belirlenir.
Terapi sürecinde travmatik deneyimlerle bağlantılı;
Anılar,
Düşünceler,
Duygular,
Bedensel tepkiler,
Davranış örüntüleri
çalışılabilir.
Kişinin geçmişte geliştirdiği bazı baş etme yöntemlerinin bugün yaşamını nasıl etkilediği değerlendirilir.
Örneğin çocukluk döneminde kendisini korumak için duygularını bastırmayı öğrenen bir kişi, yetişkinlik yaşamında yakın ilişkiler kurmakta zorlanabilir.
Geçmişte sürekli kontrol edilen bir birey ise yetişkinlikte kontrol edilme ihtimaline karşı yoğun tepkiler verebilir.
Travma terapisi yalnızca geçmiş deneyimleri anlamaya odaklanmaz. Kişinin bugünkü yaşamında daha işlevsel psikolojik tepkiler geliştirebilmesi de terapi sürecinin önemli bir parçasıdır.
Terapi sürecinde kişi;
Tetikleyici durumları daha erken fark etmeyi,
Duygularını daha sağlıklı biçimde ifade etmeyi,
İlişkilerinde sınır oluşturmayı,
Geçmiş deneyim ile bugünkü durum arasındaki farkı değerlendirmeyi,
Kendisine ve diğer insanlara yönelik katı düşüncelerini yeniden ele almayı
öğrenebilir.
Aynı olay farklı kişiler üzerinde farklı psikolojik etkiler oluşturabilir.
Bir kişinin kısa sürede uyum sağlayabildiği bir deneyim başka bir kişinin yaşamında uzun süreli etkiler bırakabilir.
Bu farklılığın oluşmasında;
Kişinin yaşı,
Geçmiş deneyimleri,
Çocukluk dönemi ilişkileri,
Bağlanma biçimi,
Sosyal destek kaynakları,
Olayın yaşandığı dönemdeki psikolojik koşullar,
Daha önce yaşanan travmatik deneyimler
etkili olabilir.
Özellikle erken dönem yaşantılar kişinin kendisi ve diğer insanlar hakkında geliştirdiği temel düşünceleri etkileyebilir.
Bu nedenle psikolojik travma terapisinde yalnızca travmatik olayın kendisine odaklanmak her zaman yeterli değildir. Kişinin yaşam öyküsü ve bugün tekrar eden psikolojik örüntüler birlikte değerlendirilmelidir.
Psikolojik travmaların ele alınmasında farklı psikoterapi yöntemlerinden yararlanılabilir. Kullanılacak terapi yöntemi kişinin yaşadığı sorunlara, travmanın niteliğine, belirtilerin yoğunluğuna ve psikolojik ihtiyaçlarına göre değerlendirilir.
Travma terapisinde tek bir yöntemin herkes için aynı biçimde uygulanması beklenmez. Bazı danışanlarda travmatik anıların yeniden işlenmesine odaklanan yaklaşımlar ön plana çıkabilirken, bazı danışanlarda duygusal düzenleme, bedensel farkındalık, ilişki örüntüleri, bağlanma deneyimleri veya kişinin kendisiyle kurduğu ilişki üzerinde çalışmak daha uygun olabilir.
Bu nedenle travma terapisinde temel amaç belirli bir yöntemi öne çıkarmak değil, kişinin yaşadığı psikolojik zorlanmanın yapısını doğru değerlendirmek ve terapi sürecini buna göre planlamaktır.
Psikodinamik psikoterapi yaklaşımlarında geçmiş deneyimlerin kişinin bugünkü ilişkilerinde, duygusal tepkilerinde ve kendilik algısında nasıl tekrarlandığı değerlendirilebilir.
Özellikle erken dönem ilişkisel travmalar, kişinin yakın ilişkilerinde güven, terk edilme, değersizlik, öfke, suçluluk veya bağımlılık gibi temalar üzerinden yeniden canlanabilir. Psikodinamik çalışma, kişinin bugünkü duygusal tepkilerinin yalnızca mevcut olaylarla değil, geçmiş ilişkisel deneyimlerle de bağlantılı olabileceğini anlamasına yardımcı olabilir.
EMDR terapisi, travmatik anılarla çalışırken kullanılan psikoterapi yaklaşımlarından biridir. Travmatik deneyimlerle bağlantılı rahatsız edici anıların ve bu anılara eşlik eden duygu, düşünce ve bedensel tepkilerin yeniden işlenmesine yönelik yapılandırılmış bir terapi süreci sunar.
EMDR çalışmalarında travmatik deneyimin kişinin bugünkü yaşamındaki duygusal etkileri ele alınabilir. Ancak EMDR’nin uygulanma biçimi kişinin psikolojik durumu, travmanın niteliği, disosiyatif belirtilerin varlığı ve terapi sürecindeki stabilizasyon düzeyi dikkate alınarak değerlendirilmelidir.
Travma odaklı bilişsel davranışçı yaklaşımlar, kişinin travmatik deneyim sonrasında geliştirdiği düşünce, inanç ve kaçınma davranışlarını değerlendirmeye odaklanabilir.
Örneğin;
· “Dünya güvenli bir yer değil.”
· “Kimseye güvenemem.”
· “Yaşananların sorumlusu benim.”
· “Kendimi koruyamam.”
gibi düşünceler kişinin günlük yaşamını ve ilişkilerini etkileyebilir.
Terapi sürecinde bu düşüncelerin kişinin yaşamındaki etkileri değerlendirilebilir ve daha işlevsel düşünme biçimleri geliştirilmesi desteklenebilir.
Şema terapi yaklaşımı, özellikle çocukluk döneminden gelen duygusal yoksunluk, terk edilme, kusurluluk, güvensizlik, boyun eğicilik, cezalandırıcılık veya aşırı sorumluluk gibi temel psikolojik örüntülerin değerlendirilmesinde yararlı olabilir.
Travmatik yaşantılar yalnızca belirli anılar olarak değil, kişinin kendisi, diğer insanlar ve ilişkiler hakkında geliştirdiği temel inançlar üzerinde de etkili olabilir. Şema terapi çalışmalarında, geçmiş deneyimlerin bugünkü ilişkilerde ve duygusal tepkilerde nasıl tekrarlandığı ele alınabilir.
Travmatik deneyimler yalnızca düşünceler ve anılar düzeyinde değil, bedensel tepkiler üzerinden de etkisini sürdürebilir. Kişi belirli durumlarda kalp çarpıntısı, kas gerginliği, donakalma, nefes değişiklikleri, mide sıkışması veya bedensel huzursuzluk yaşayabilir.
Somatik ve bedensel farkındalık çalışmaları, kişinin travmatik deneyimlerle bağlantılı bedensel tepkilerini fark etmesine, yoğun duygular sırasında kendisiyle bağlantısını sürdürebilmesine ve tetikleyici durumlarda daha düzenleyici baş etme yolları geliştirmesine yardımcı olabilir.
Duygu odaklı yaklaşımlar, kişinin travmatik yaşantılar sonrasında bastırdığı, kaçındığı veya düzenlemekte zorlandığı duygularla daha güvenli bir ilişki kurmasına yardımcı olabilir.
Travma sonrasında kişi öfke, korku, utanç, suçluluk veya çaresizlik gibi duyguları bastırmaya çalışabilir. Bazı kişiler ise bu duyguların içinde kaybolabilir. Duygu odaklı çalışmalar, kişinin duygularını fark etmesini, bu duyguların neyle ilişkili olduğunu anlamasını ve duygusal deneyimini daha bütünlüklü biçimde düzenleyebilmesini destekleyebilir.
Bazı travmatik deneyimler sonrasında kişi kendi içinde birbiriyle çatışan farklı duygusal taraflar olduğunu hissedebilir. Bir tarafı yakınlık kurmak isterken başka bir tarafı insanlardan uzaklaşmaya çalışabilir. Bir tarafı yaşananları unutmak isterken başka bir tarafı sürekli tetikte kalabilir.
Ego state ve parça çalışmaları, kişinin kendi içindeki farklı duygusal tepkileri, korunma biçimlerini ve çatışan ihtiyaçları anlamasına yardımcı olabilir. Bu çalışmaların amacı kişiyi daha fazla ayrıştırmak değil, içsel deneyimleri arasında daha fazla bağlantı, işbirliği ve bütünlük geliştirmesini desteklemektir.
Gestalt terapi yaklaşımı, kişinin bugünkü duygu, beden ve farkındalık deneyimine odaklanarak geçmiş yaşantıların şimdi nasıl etkili olduğunu anlamaya yardımcı olabilir.
Travmatik deneyimler bazen tamamlanmamış duygusal süreçler, ifade edilememiş öfke, söylenememiş sözler veya yarım kalmış yas tepkileri şeklinde bugünkü yaşamda etkisini sürdürebilir. Gestalt çalışmaları, kişinin bu deneyimlerle şimdi ve burada daha farkında bir ilişki kurmasına katkı sağlayabilir.
Travma terapisinde bazı danışanlar için öncelikli çalışma alanı doğrudan travmatik anıları ele almak değil, kişinin mevcut ana dönebilmesini ve duygusal yoğunluk sırasında kendisini düzenleyebilmesini desteklemektir.
Mindfulness, topraklama ve stabilizasyon çalışmaları; kişinin bedensel duyumlarını fark etmesine, bulunduğu ana yönelmesine, tetiklendiğinde kendisini daha güvenli biçimde düzenlemesine ve yoğun duygular karşısında tamamen kopmadan kalabilmesine yardımcı olabilir.
Bu çalışmalar özellikle yoğun kaygı, donakalma, bedensel gerginlik, duygusal taşma veya disosiyatif kopukluk yaşayan kişilerde terapi sürecinin önemli bir parçası olabilir.
Gerekli eğitim ve klinik deneyime sahip uzmanlar tarafından bazı durumlarda hipnoterapötik tekniklerden de yararlanılabilir. Bu teknikler travma terapisinde kişinin rahatlama, odaklanma, içsel kaynak geliştirme ve güvenli imgeleme çalışmaları yapmasına yardımcı olabilir.
Hipnoterapötik tekniklerin amacı kişinin unuttuğu anıları zorla ortaya çıkarmak veya geçmişi yeniden yaşatmak değildir. Travma çalışmasında temel amaç, kişinin psikolojik güvenliğini koruyarak zorlayıcı deneyimlerle daha düzenleyici bir ilişki kurmasına destek olmaktır.
Travmatik deneyimler özellikle erken dönem ilişkiler içinde yaşandığında kişinin güven, yakınlık, sınır, terk edilme ve bağımlılık gibi alanlarda zorlanmasına neden olabilir.
Bağlanma odaklı ve ilişkisel yaklaşımlar, kişinin yakın ilişkilerinde tekrar eden örüntüleri, güven kurma biçimini, duygusal ihtiyaçlarını ifade etme şeklini ve ilişkilerde yaşadığı tetiklenmeleri anlamaya yardımcı olabilir. Bu çalışmalar özellikle çocukluk dönemi ihmal, istismar, terk edilme veya güvensiz bağlanma deneyimleriyle ilişkili travmalarda önemli olabilir.
Travma terapisinde önemli olan mümkün olduğunca fazla yöntemi aynı anda kullanmak değildir. Asıl önemli olan, kişinin yaşadığı psikolojik zorlanmanın hangi düzeyde ortaya çıktığını doğru değerlendirmek ve terapi sürecini buna uygun biçimde planlamaktır.
Bazı danışanlarda travmatik anıların yeniden işlenmesi ön planda olabilirken, bazı danışanlarda öncelikle güvenlik, stabilizasyon, duygusal düzenleme, bedensel farkındalık veya ilişki örüntülerinin anlaşılması gerekebilir.
Bu nedenle psikolojik travma terapisi, kişinin yaşam öyküsü, mevcut belirtileri, baş etme kapasitesi ve terapi sürecindeki ihtiyaçları dikkate alınarak bütüncül biçimde yapılandırılmalıdır.

Çocukluk döneminde yaşanan deneyimler kişinin psikolojik gelişiminde önemli bir yere sahiptir. Çocukluk travmalarının etkileri her zaman çocukluk döneminde belirgin biçimde ortaya çıkmayabilir.
Kişi yetişkinlik yaşamında yakın ilişkiler kurmaya başladığında, ebeveyn olduğunda veya önemli yaşam değişimleri yaşadığında geçmiş deneyimlerinin etkilerini daha fazla fark edebilir.
Çocukluk dönemindeki zorlayıcı yaşantılar yetişkinlikte;
Sürekli terk edilme korkusu,
İlişkilerde aşırı fedakârlık,
Hayır diyememe,
Eleştirilme karşısında yoğun biçimde incinme,
Kendini sürekli yetersiz hissetme,
İnsanlara güvenmekte zorlanma,
Yakınlık kurmaktan kaçınma
gibi psikolojik örüntülerle ilişkili olabilir.
Çocukluk travmalarıyla yapılan psikoterapi çalışmalarında amaç kişinin ebeveynlerini veya geçmişteki insanları suçlaması değildir.
Terapi sürecinde geçmiş deneyimlerin kişinin bugünkü yaşamını nasıl etkilediğinin anlaşılması önem taşır.
Psikolojik travma terapisinin süresi hakkında herkes için geçerli standart bir seans sayısı vermek mümkün değildir.
Terapi süresini etkileyebilecek faktörler arasında;
Travmatik deneyimin niteliği,
Travmaların sayısı,
Travmanın yaşandığı dönem,
Kişinin mevcut psikolojik belirtileri,
Güncel yaşam koşulları,
Kişinin terapi sürecindeki ihtiyaçları
yer alabilir.
Tek bir travmatik olayın etkileriyle çalışan bir kişinin terapi süreci ile çocukluk döneminden itibaren tekrarlayan travmatik deneyimler yaşamış bir kişinin terapi süreci aynı olmayabilir.
Terapi sürecinin amacı mümkün olan en kısa sürede geçmişteki tüm anıları ortaya çıkarmak değildir. Psikoterapi, kişinin psikolojik ihtiyaçları ve süreci tolere edebilme kapasitesi dikkate alınarak ilerlemelidir.
Travma terapisine başlamak isteyen kişilerin önemli kaygılarından biri, yaşadıkları olayları bütün ayrıntılarıyla anlatmak zorunda kalacaklarını düşünmeleridir.
Psikoterapi sürecinde kişinin hazır olmadığı bir konuyu ayrıntılı biçimde anlatmaya zorlanması uygun değildir.
Travmatik deneyimlerin ele alınma biçimi kullanılan psikoterapi yöntemine ve kişinin ihtiyaçlarına göre değişebilir.
Bazı terapi çalışmalarında travmatik anının ayrıntıları üzerinde çalışılırken bazı yöntemlerde kişinin olayla bağlantılı;
Duygularına,
Düşüncelerine,
Bedensel tepkilerine,
Bugünkü davranış örüntülerine
daha fazla odaklanılabilir.
Terapötik süreçte güven ilişkisinin oluşması önemlidir. Kişinin kendi deneyimleri üzerinde söz sahibi olduğunu hissetmesi ve terapi sürecinin hızının psikolojik ihtiyaçlarına göre belirlenmesi, travma çalışmalarının önemli unsurları arasındadır.
Travma terapisinin amacı kişinin yaşamında hiçbir zaman kaygı, üzüntü veya korku yaşamaması değildir. Bu duygular insan yaşamının doğal parçalarıdır.
Psikoterapi sürecinde kişinin geçmiş deneyimlerinin bugünkü yaşamını ne ölçüde yönlendirdiği değerlendirilir.
Travma terapisi sürecinde;
Travmatik deneyimlerle bağlantılı yoğun duygusal tepkilerin azalması,
Tetikleyici durumların daha iyi fark edilmesi,
Tekrarlayan ilişki örüntülerinin anlaşılması,
Duyguların daha sağlıklı biçimde düzenlenmesi,
Kişinin kendisine yönelik katı düşüncelerini yeniden değerlendirmesi
üzerinde çalışılabilir.
Kişi geçmişte yaşanan bir olayı hatırlamaya devam edebilir ancak bu anı artık bugünkü yaşamını aynı yoğunlukta belirlemeyebilir.
Psikolojik travma terapisi bu açıdan yalnızca geçmişte yaşanan olaylara odaklanan bir çalışma değildir. Kişinin bugün daha işlevsel ilişkiler kurabilmesi, kendi duygularını anlayabilmesi ve yaşamında daha esnek davranış biçimleri geliştirebilmesi de terapi sürecinin önemli parçalarıdır.
Psikolojik travmaların etkileri kişinin yaşam öyküsüne ve yaşadığı deneyimlere göre farklılık gösterebilir. Bu nedenle travma terapisi sürecinin kişinin psikolojik ihtiyaçları değerlendirilerek planlanması önemlidir.
Psikolojik travmaların etkileriyle baş etmek için profesyonel destek arayan kişiler açısından, terapi sürecinde yalnızca travmatik olayın kendisinin değil; bu deneyimin kişinin bugünkü duygu dünyası, ilişkileri ve yaşam biçimi üzerindeki etkilerinin de değerlendirilmesi önem taşır.
İstanbul, Nişantaşı çevresinde psikolojik travma konusunda destek arayan kişiler, terapi sürecinde geçmiş yaşantılarının bugünkü psikolojik sorunlarla olan bağlantılarını ele alma olanağı bulabilir. Kişinin ihtiyaçları doğrultusunda EMDR ve farklı psikoterapi yaklaşımlarından yararlanılarak travmatik deneyimlerin duygu, düşünce ve davranışlar üzerindeki etkileri çalışılabilir.
Psikolog Özkan Yiğit, İstanbul'un Şişli ilçesinde, Nişantaşı bölgesinde bulunan kliniğinde yetişkinlerde psikolojik travmalar ve travmatik yaşantıların etkileri üzerine psikoterapi çalışmaları yürütmektedir. İstanbul dışında yaşayan kişiler için uygunluk değerlendirmesi doğrultusunda online psikoterapi seçenekleri hakkında da bilgi alınabilir.
Geçmişte yaşanan bir olay değiştirilemez. Ancak geçmiş deneyimin bugünkü yaşam üzerindeki etkileri psikoterapi sürecinde anlaşılabilir, değerlendirilebilir ve yeniden çalışılabilir.
Tarih: 07.07.2026