İlişkilerde Kişisel Özgürlük Alanı Yaratmak

Genellikle çiftler kişisel alan kavramının ilişki içerisinde olması gerektiği görüşündedir fakat bu durumu uygulama konusunda zaman zaman çeşitli problemler ortaya çıkmaktadır. Bunun sebebi ise ortak görüşü birbirleri arasında sağlayamamalarıdır. Çiftlerden biri kişisel alana olumlu ve ihtiyaç dâhilinde değerlendirdiğinde diğeri bu düşünceye karşıt gelebilmekte ve bu durumda da birbirleri ile iç içe geçmeleri veya savrulup geri çekilmeler ile birlikte sağlıklı iletişim kurmakta güçlük çekme durumu ortaya çıkmaktadır. Kişisel alanları olması için özen gösteren ve karşılıklı olarak bir diğerinin kişisel alanına saygı duyan çiftler, ilişkilerinin devamında da daha sağlıklı bir ilişki yürütebileceklerdir. Çiftler ilişkilerine ilk başladıklarında hissettikleri yoğun duygularla birbirleri ile çok sık zaman geçirme isteği duyarlar. Hissedilen yoğun duygusal ve fiziksel çekimle çiftler daha fazla vakit geçirdikçe, sosyal çevrelerinden de bir çift olarak onay alırlar. Kendi zihinlerinde ve çevrelerinde onaylanmalarıyla çiftlerin birbirlerine duygusal yatırımları ve bağlanmaları artar, ilişkilerinin geleceğine dair planlamalar yapmaya başlarlar.

Kişisel Alan Kavramı

Kişisel alan, kişiden kişiye göre değişim gösterir. Tanım olarak ise kısaca kişilerin ilişki içerisinde birbirlerine ayrıca sundukları tek başına yapabilecekleri etkinliklerinin olduğu bireysel alanına kişisel alan denir. Kişisel alan kavramı oluştuğunda birey kendini hem ilişki içerisinde hem de normal yaşantısında olduğundan çok daha fazla  özgüvenli hisseder. Bu özgüven sayesinde öz saygısı da gelişir ve bunun sonucunda birey partneriyle olan ilişkisini daha güçlü bir hale getirerek sağlamlaştırır. Sosyallikte kişisel sınırların korunması nasıl ki kişinin diğer insanlarla olan etkileşiminde sağlıklı bir ilişki mesafesi oluşmasına yol açarsa, aynı durum çiftler için de geçerlidir. Çiftler de ilişkileri içerisinde partnerlerinin özel alanlarına ne kadar saygı duyarlarsa, o kadar sağlam temellerle ilerleyen bir ilişkiye sahip olurlar. Aksi durumda birbirine bağımlı olarak yaşayan, kaybetme korkusu, ilişki bağımlılığı ve sonrasında ilişkideki partnerlerden birinin ilişkiden aşırı geri çekilmesi ve diğerinin peşe düşmesi gibi durumların ortaya çıkması kaçınılmazdır.

Duygusal bağlanması artan çiftler, birbirleri ile daha fazla bir arada olabilmek için fırsat yaratmaya çalışır, ilişkilerinin ömür boyu sürmesi isteği duyar ve bir arada oldukları zamanlarda bu düşüncelerle birlikte, gelecekle ilgili düşünceler paylaşılır. Bu duygusal yatırımlar, çiftleri birbirine daha fazla bağlar.

Romantik ilişkilerde bireylerin vakit geçirme eğilimleri ve talepleri birbirinden farklı olabilir. Çoğunlukla kadınlar daha fazla bir arada ve yakın olmaya ihtiyaç duyarken erkekler daha fazla özgür kalabilmeyi ve partneri olmadan plan yapabilmeyi ister. Çiftlerin birbirleri ile sürekli bir arada vakit geçirme isteği, denge kurulmazsa hayali kurulan uzun süreli bir ilişkinin aksine bireylerin bunalmasına ve partnerine olan ilgisinin azalmasına sebep olabilir.

İlişkilerde Kişisel Özgürlük Alanı Yaratmak

Sağlıklı, mutlu ve uzun süreli bir ilişki için, ilişki içerisindeki bireylerin öncelikle kendi kişisel özgürlük alanlarını yaratabilmesi ve aynı zamanda partnerinin de kişisel özgürlük alanına saygı duyması çok önemlidir. Her ilişki için sevgi, saygı ve paylaşıma dayalı beraber zamanlar kadar, birbirinden ayrı özgür zamana da ihtiyaç vardır, her iki partnerinde uzlaşarak razı olduğu bireysel geçirilecek zaman dilimleri yaratılmalıdır.

Kaliteli Bir İlişkinin Anahtarı: Doğru İletişim yazımızı da inceleyebilirsiniz.

Kişisel Alana Sahip Olmanın İlişkiye Etkisi

Yapılan araştırmalar göstermektedir ki, kişisel alanı olmayan, bu alanı kurgulayamayan, kurgulasa dahi partneri tarafından alanına saygı gösterilmeyen kişilerde endişe, kırgınlık, kaygı durumları ve bu durumlara bağlı psikolojik problemler ile şiddet içeren davranışlar da gözlemlenmiştir.

Kişisel alan, kişinin bedensel, ruhsal ve aynı zamanda da toplumsal ihtiyacıdır. Mutlu bir ilişki yürüten ve kişisel olarak da alanına sahip çıkan partnerlerin, ilişki içerisinde sağlıklı iletişim becerilerine sahip oldukları, birbirleriyle olan ilişkilerinde ihtiyaçları ve olumlu-olumsuz hislerini açık bir şekilde açıkladıkları gözlemlenmiştir.

Dolayısı ile ilişki içerisinde kişilerin bireysel alana sahip olmalarının ilişki üzerinde de olumlu bir etkisi vardır.

İster duygusal bir ilişki, ister arkadaşlık ilişkisi olsun, her ilişkide partnerlerin birbirlerini ayrı birer birey olarak kabul etmesi gerekir. Birinin bir diğerine muhtaç olduğu fikri gerçekçi bir tavır olmayacağı gibi, ilişkinin ilerleyen dönemlerinde bir bağımlılık hissine sebep olur. Bu his kişinin kendisini güvende hissetmesini engeller ve zamanla karşılıklı olarak tahammül de azalır.

Kişisel Alana Sahip Olmanın Önemi

Her ilişki ve evlilikte, hem eşlerin ortak kaliteli paylaşımları ve ‘biz’ dedikleri partnerle birlikte etkinliklerde bulunabildikleri ortak alanları olması hem de ‘ben’ dedikleri bireysel uğraşı alanları olması, ayrıca ‘hepimiz’ diyebilecekleri içerisinde çocuklarında bulunduğu faaliyetlerin yapıldığı bir alan olması son derece önemlidir. Örneğin; ortak olduğu kadar bir o kadar da farklı  olan sosyal hayatlar, hobiler, iş hayatı  ve buna benzer örnekler gibi. O zaman iki insan arasındaki ilişki çok daha sağlıklı ve aynı zamanda da sağlam bir biçimde yaşanır. Farklı kaynaklardan beslenen çift birbirlerini de besleyebilir. Kişiler ilişkilerinde yaşanan olumsuz durumları nispeten daha geç düzene sokabilirken, bireysel olarak yaşadığı olumsuz durumların daha kolay üstesinden gelebilir. Kişinin ilişkisinden bağımsız bir birey olabilmesi ve problemlerle başa çıkabilme yetisi, ilişki içerisinde de olumlu çözüm önerilerini beraberinde getirecektir.

Çiftin birbirinin kişisel sınırlarına saygı duyması ve var olan bu sınırı koruması da yine aynı derecede önemlidir. Mesela eve misafir çağırılacaksa diğer eşin de o gün uygun olup olmadığının sorulması, bir taraf çok yorgunken diğerinin normalde yapmadığı şeyler konusunda eşine destek olması, birbirlerini istemedikleri şeylere zorlamamaları fakat diğeri için çok önemli konularda kişisel sınırlarını esnetebilmeleri gibi. ‘Hayır’ diyebilmek, ihtiyaç ve beklentileri net ifade edebilmek, rahatsız olunan şeyleri içinde duygular yükselene kadar birikmeden uygun bir zamanda yapıcı, suçlamadan ve savunmaya geçmeden ifade etmek de bu sınırları ve özgürlüğü korumak için önemlidir.

Kişisel Sınırları Belirlemek

Sınırlar her ilişkiye ve kişilerin ihtiyaçlarına göre farklılık gösterebilmekle beraber aşağıda bahsettiğimiz konular da kişisel alan belirleme konusunda öne çıkmaktadır.

Çiftler yaşadıkları her konuda birbirlerine eksiksiz bilgi aktarımından bulunmak durumunda değillerdir. Her insan kendi yaşamından sorumludur ve karşıdakine zarar vermediği sürece yaşadıklarını paylaşmama hakkına sahiptir. Kadın yada erkek farketmeksizin çiftlerin birbirlerini buna mecbur hissettirmeleri oldukça sağlıksız bir durum olacaktır. En basit örnek, kişisel cihazların karıştırılması, şifre bilgilerinin paylaşılması ve partner tarafından düzenli kontrol edilmesi bu alanda sayılabilir. Bazı derinlemesine ilişkilerde çiftler birbirleriyle karşılıklı rızayla her şeyini paylaşma ihtiyacı hissetmeleri ve paylaşmalarıda olağan kabul edilebilir. 

İnsan yaşamındaki zamanların düzenlenmesi önemlidir. Çalışma zamanı, dinlenme zamanı, sosyalleşme gibi öğeler şartlara göre belirlenmeli ve partnerler birbirlerinin tercihlerine saygı duymalıdır. Özellikle evli yada aynı evde yaşayan çiftlerde sıklıkla karşılaşılan durum, yaşam akışı içerisinde çiftlerin birbirlerine ayırması gereken zamanı atlamalarıdır. Partnerlerden biri bu konuda rahatsızlık hissediyorsa buna kayıtsız kalınmamalıdır. 

Çocuk sahibi olan çiftlerde çocukların sorumluluklarının paylaşılması ve bu konuda yaşanan anlaşmazlıkların önüne geçilmesi için denge özenle sağlanmalıdır.

Partnerler ilişkiye yönelik beklentilerini açık bir şekilde ifade etmemekte ve dolaylı yollardan isteklerinin yapılmasını beklemekte ise de bu durum ilişki açısından sorunlu, iletişim açısından hatalı olacaktır. Karşımızdaki insanın beklentilerini doğru okumak elbette zordur, bu sebeple açık ve net bir şekilde duygularını, düşüncelerini ifade eden çiftler, yaşadıkları problemlere daha kolay çözüm bulabileceklerdir.

Birlikte sürdürülen bir hayat içerisinde kişinin hayatına dair vereceği kararlar partnerini de etkilemektedir. Böyle durumlarda geleceğe yönelik planlar yapılırken partnerin fikrini almak önemlidir. 

Kişisel Sınırlar Nasıl Korunabilir?

Her şeyden önce her türlü ilişkide açık ve net bir şekilde kişinin kendisini ifade etmesi çok önemlidir. Hiç kimse bir başkası için istemediği bir davranış ve hayat içerisinde bulunmak durumunda değildir. Ancak burada susarak sorunların kendi kendine çözülmesini beklemek yerine, fevri tepkiler vermeden, karşınızdaki insanında sizin gibi değerli bir insan olduğunu ve kendince zorlantılarının olabileceğinin idrakinde ve elbette onunda duygu, fikir ve kararlarına saygı duyarak kendinizi ifade etmeniz çok daha sağlıklı olacaktır.

Kişisel alanlar çok net olsa ve uzun süredir birbirinizi tanıdığınız bir ilişki içerisinde olsanız da zaman zaman partnerinizle özel alanlarınızı ihlal edebilirsiniz. Burada önemli olan özel alan sınırlarının karşılıklı olarak doğru anlaşılıp anlaşılmadığıdır. Kendinizi böyle bir durum içerisinde hissediyorsanız mutlaka partnerinize durumu anlatmalısınız.

İlişki yaşamak zorlu bir süreç olabilir. Ancak doğru iletişim ve beklediğiniz saygıyı karşınızdakine duymak, sağlam temellere dayanan bir ilişki ile bu problemlere çözüm bulabilirsiniz. Bu konuda sıkıntı yaşıyorsanız çift terapisi için Özkan Yiğit’ten destek alabilirsiniz.

Blog - Psikoloji